Hoşgeldiniz: CUKUROVA UNIVERSITESI MEZUNLAR DERNEGI, ISTANBUL

  _LOGINCREATE    

İ-ÇÜMED
. Anasayfa

. Dernek Üyeliği

. Yönetim Kurulu

. İnsan Kaynakları

. Aktiviteler

. Fotoğraf Albümü

. Web Kullanma Klavuzu

. Sizlerden Gelenler

. Faydalı Linkler

ÜYELİK


Online Üyeler
Hoşgeldin, isimsiz
Üye Adı
Şifre
(Kayıt Ol)
Üyelik:
Son Üye: dalaylamadr
Bugün: 0
Dün: 0
Toplam: 243

Şu An Bağlı:
Ziyaretçi: 4
Üye: 0
Toplam: 4

Arama



İŞ İLANLARI


Sizlerden gelenler
Ertuğrul Tırak'tan...



HERKES”,”BİRİSİ”,”HERHANGİ  BİRİ”ve “HİÇKİMSE”


Bu  hikaye  “HERKES”,”BİRİSİ”,”HERHANGİ  BİRİ”ve “HİÇKİMSE”adlarında dört kişi ile ilgilidir:

Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve”HERKES”bu işi “BİRİSİ”nin yapacağından emindi.”BİRİSİ”bu duruma sinirlendi;çünkü iş “HERKES”in işiydi.”HERKES”işi “HERHANGİ BİRİ”nin yapabileceğini düşünüyordu.Fakat “HERKES”in o işi yapacağını“HİÇKİMSE”anlamamıştı.       Neticede”HERHANGİ BİRİ”nin yapabileceği bu işi
“HİÇKİMSE” yapmadığından “HERKES” BİRİSİ”ni suçladı.          
.................................................................................................................................

Ertuğrul Tırak'tan...(7.9.2006)


KAÇ KIRLANGIÇ KOVALADINIZ ?-Hikaye
Kırlangıcın biri, bir adama aşık olmuş.Pencerenin önüne konmuş, Bütün cesaretini toplamış, rofleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra, küçük sevimli gagasıyla  cama vurmuş.Tik... Tik...Tik... 
Adam cama bakmış. Ama içeride kendi isleriyle uğraşıyormuş. Mesgulmüş! Kimmiş onu işinden alıkoyan? Minik bir kırlangıç!
 
Heyecanlı kırlangıç,telaşını bastırmaya çalışarak, derin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış-Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedenini niçin ini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al.Birlikte yasayalım.
Adam birden parlamış: “Yok daha neler? Durduk yerde sen de nerden çıktın simdi? Olmaz, alamam” demiş. Gerekçesi de pek sersemce imiş: Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana  aşık olur  mu?
Kırlangıç mahcup olmuş.Başını  önüne eğmiş.Ama pes etmemiş, bir Süre sonra tekrar  pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş:-Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını  sıkmam!
Adam kararlı, adam ısrarlı:Yok, yok ben seni içeri alamam demiş. Biraz da kabamıymış, neymiş lafı kısa kesmiş.İşim gücüm var, git başımdan.
Aradan
 bir zaman geçmiş,kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş:-Bak soğuklar da başladı,üşüyorum dışarıda. Aç su pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın yalnızlığını paylaşırım, demiş.
BAZILARI GERÇEKLERI DUYMAYI SEVMEZMIS!
Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş. Pek bir sinirlenmiş: Ben yalnızlığımdan memnunum, demiş.Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.Düpedüz  kovmuş. 
Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlık la çıkınca,başını önüne eğmiş, çekip gitmiş. 
Yine aradan zaman geçmiş. Adam, önce düşünmüş, sonra kendi Kendine itiraf etmiş: Hay benim akilsiz başım; demiş. Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? simdi böyle kös kös oturacağıma,keyifli vakit geçirirdik birlikte.Pişman olmuş olmasına ama is  isten geçmiş Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal  etmemiş: Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim. Ve çok uzunca bir süre,
 sıcakların gelmesini beklemiş.Gözü yollardaymış.Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş. Ama... Onunki hiç görünmemiş.Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış.Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş.Olanları anlatmış.Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:“KIRLANGIÇLARIN ÖMRÜ 6 AYDIR....“ 
HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ ELİNİZE GEÇER VE DEĞERLENDIRMEZSENİZ UÇUP GİDER! HAYATTA BAZI INSANLAR VARDIR, SADECE BİR KEZ KARSINIZA ÇIKAR; DEGERINI BILMEZSENIZ KAÇIP  GIDERLER! VE ASLA GERİ DÖNMEZLER!
Dikkatli olun... Farkında olun... Ve bir düşünün bakalım; Acaba Siz bugüne kadar pencerenizden kaç kırlangıç kovaladınız?


CAN DUNDAR'DAN...

İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
***
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
***
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
***
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
***
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
***
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
***
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.

CAN DÜNDAR








Copyright © CUKUROVA UNIVERSITESI MEZUNLAR DERNEGI, ISTANBUL Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2006-08-24 (1963 okuma)

[ Geri Dön ]
Content ©


DUYURU
Bu Sitede Yayınlanan Haber/Yorum/Köşe Yazıları Sadece Yazarlarının Sorumluluğundadır. Sitemiz Yönetimi Hiçbir Sorumluluk Kabul Etmemektedir.

















PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Sayfa Üretimi: 0.43 Saniye